Sözde Birlik, gerçekte tasfiye:
Sol-Sosyalist değerlerin aşındırılması üzerine!
Cumhuriyetin elde kalan temel kazanımlarını korumak ve yeniden inşa etmek için verilecek mücadelede, safların sıklaştırılması yaşamsal önemdedir.
Bu noktada CHP’nin yedeklenmesi değil, aksine toplumsal muhalefetin dinamikleriyle birlikte yeniden kazanılması, dönüştürülmesi ve halkın gerçek talepleriyle buluşturulması gerekmektedir.
Bugün görev; ayrışmak değil birleşmek, geri çekilmek değil mücadeleyi büyütmek, umutsuzluğa kapılmak değil örgütlü bir kararlılıkla geleceği kurmaktır. Demokrasi, ancak bu ortak irade ve mücadeleyle yeniden hayat bulacaktır
Son dönemde kimilerince yapılan açıklamalar, “Türkiye’de Sol-Sosyalist hareket ile Apo’cu hareket arasındaki ilişkinin korunması gerektiğini” vurgulasa da, pratikte yaşananlar bu söylemlerle ciddi bir çelişki içindedir.
“Ortak mücadele” ve “Tarihsel bağ” gibi kavramlar sıkça dillendirilirken, parti içi gerçeklik bunun tam tersine işaret etmektedir.
Özellikle son iki yıl içerisinde, samimi ve ilkesel duruşa sahip sosyalist kadroların sistematik biçimde tasfiye edildiği görülmektedir. Yerlerine ise daha çok makam, mevki, milletvekilliği ya da belediye başkanlığı beklentisi olan;
Geçmişte “Sol-Sosyalist” görünümlü kimlikle siyaset yapmış olsalar da bir türlü olamamış sınıfta kalmış ancak bugün bu kimliğin içini boşaltmış arabesk bireyler dükkanı kapattıkları için başkalarının etraflarında sörf yapmaktalar.
Bu dönüşüm, yalnızca gömlek değişimi değil, aynı zamanda ideolojik bir aşınmanın ardından emek hırsızı kumarbazlığın göstergesidir.
Parti içi karar alma süreçleri de demokratik olmaktan uzaklaşmıştır.
Görünürde il ve ilçe örgütleri varlığını sürdürse de, esas kararların kapalı kapılar ardında arka planda başkalarınca alındığı, yerel yapıların çoğu zaman sadece vitrin görevi gördüğü bilinmektedir. “Yurtsever yapı” adı altında oluşturulan paralel organizasyonlar, örgütlü yapıyı devre dışı bırakarak merkeziyetçi ve denetimsiz bir siyaset anlayışını hayata geçirmiştir.
Daha da önemlisi, demokrasi ve özgürlük kavramları, geniş toplumsal katılım ve çoğulculuk yerine, giderek tek bir siyasi figürün söylemlerine ve yaşam tarzına (özgürlüğüne) indirgenmiştir. Oysa gerçek demokrasi, farklı seslerin varlığıyla, eleştirel düşüncenin özgürce ifade edilmesiyle ve tabanın iradesinin karar süreçlerine yansımasıyla olasıdır.
Bugün gelinen noktada bu ilkelerin ciddi biçimde zedelendiği açıktır.
Uluslararası düzlemde ise daha kaygı verici bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bölgedeki güç dengelerinde ABD ve İngiltere gibi aktörlerin belirleyici rol oynadığı bir süreçte, bu politikaların parçası haline gelmek,
Günümüzde ki ant-i emperyalist duruşuyla bedel ödeyerek daha çok saygınlık kazanan CHP’nin bile çok gerisine düşerek;
Anti-emperyalist gelenekten geldiğini savlayan bir hareket açısından büyük bir çelişkidir. Uzun zamandır emperyalistler eliyle Neo-Osmanlıcı politikaların yeniden yapılandırıldığı bir denklemde, bu sürecin aktörleri arasında yer almak, halkların özgürlüğü ve eşitliği iddiasıyla bağdaşmamaktadır.
Tüm bu gelişmeler, söz konusu siyasal yapının samimiyetini sorgulatmaktadır.
Söylemde halkların kardeşliği ve ortak mücadele vurgusu yapılırken, pratikte hem iç demokrasi zayıflatılmakta hem de dış politikada tartışmalı pozisyonlar alınmaktadır.
Bugün gereksinim duyulan şey;
Kimlikler üzerinden siyaset yapmayı bir kenara bırakarak,
gerçek anlamda demokratik, şeffaf, çoğulcu ve anti-emperyalist bir siyaset hattını ivedilikle oluşturmaktır.
Bireylere, dar kadrolara ya da dış güçlerin yön verdiği süreçlere indirgenmiş bir siyaset anlayışı, ne özgürlük getirebilir ne de kalıcı bir barışın kapısını aralayabilir.
Bu nedenle, Sol-Sosyalist değerleri gerçekten savunanların, yaşanan bu dönüşümü sorgulaması ve yeniden ilkesel bir mücadele hattı örmesi tarihsel bir sorumluluktur.
Sevgili Selahattin Demirtaş’ın “Türkiye’lilik ve Türkiye partisi” söylemi günümüzde önemini bize bir kez daha anımsatmaktadır…



