1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Atilla YÜCEAK
  4. Yetmez Ama Evet’’çi döneklerin Günümüz Ardılları!
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yetmez Ama Evet’’çi döneklerin Günümüz Ardılları!

‘’Yetmez Ama Evet’’çi dönekler, AKP ile iş tutan revizyonistler de kendini ‘’Devrimci’’ diye pazarlıyor!

featured
Advert

‘’Yetmez Ama Evet’’çi dönekler, AKP ile iş tutan revizyonistler de kendini ‘’Devrimci’’ diye pazarlıyor!

 

Kendini “Devrimci” olarak tanımlayan çevrelere yönelik eleştiriler elbette gereklidir. Ancak bu eleştiriler yapılırken gerçeklerin üzerini örten, siyasal süreçleri olduğundan farklı gösteren bir dil kullanmak, devrimci bir tutum değil;

Aksine yanılsama üretmektir.

 

Türkiye’de halktan kopuk bir siyaset anlayışıyla devrimcilik yapılamayacağı doğrudur. Fakat aynı şekilde, yaşanan siyasal kırılmaları görmezden gelerek, özellikle Apo’cu hareket de ki dönüşümü tartışılmaz ilan etmek de başka bir kopuş biçimidir.

 

Açık konuşmak gerekir: Bugün ortada bir “Çözüm süreci” yoktur.

Dün adına çözüm denilen süreç, gerçekte halkların eşitliği ve özgürlüğü temelinde ilerleyen bir demokratikleşme hattı değil; Ortadoğuda ki muhtemel gelişmelere yönelik küresel oligarşik güçlerin aklıyla yürütülen pazarlıkların bir parçası olmuştur.

Bu süreç, bölgesel emperyalist güçlerin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme hamleleriyle iç içe geçmiştir.

 

Bu noktada daha da net olmak gerekir:

Abdullah Öcalan’ın bu sürecin dışında, edilgen bir aktör olarak değerlendirilmesi olası değildir.

Tam tersine, yürütülen pazarlıkların merkezinde yer almış, devletin derin yapılarıyla kurulan ilişkiler üzerinden sürecin yönünü belirleyen bir rol üstlenmiştir. Oslo tutanaklarından bugüne uzanan AKP’yi açık destekleme hattı, bu ilişkinin tesadüfi değil, yıllara dayalı bilinçli bir siyasal tercih olduğunu göstermektedir.

 

“Devlet Bahçeli’yi son yüzyılın en büyük devlet adamı” ilan etmek hangi vicdanla açıklanabilir?

Bugün gelinen noktada,

Kürt siyasal hareketinin önemli bir kısmı, emek ve demokrasi mücadelesinden ve Kürt halkından uzaklaşarak,

Kürt feodal burjuvazisinin ve bölgesel güç dengelerinin etkisi altına girmiştir.

Bu yapı içinde ne gerçek bir iç demokrasi vardır ne de emek eksenli bir siyasal hat.

Buna rağmen yine de “Devrimcilik”, “Demokrasi” ve “İnsan hakları” gibi kavramların arkasına sığınmak, gerçeği perdelemekten başka bir anlam taşımamaktadır.

 

Öte yandan, bu tabloya rağmen kendini “Devrimci” olarak tanımlayan kimi çevrelerin hiçbir eleştiri getirmemesi, hatta bu süreci sorgulayanları hedef alması da ayrı bir sorundur. Devrimcilik, eleştirel usu kaybetmek değil;

Tam tersine en zor başlıklarda bile gerçeği dile getirebilmektir.

 

“CHP’ye yedeklenme” eleştirisine gelince…

Burada da ciddi bir siyasal körlük söz konusudur.

Bir yanda yaklaşık 1–1,5 milyon üyeye sahip bir parti, diğer yanda 15–16 milyon insanın katılımıyla belirlenen bir Cumhurbaşkanı adayı gerçeği dururken, bu tabloyu görmezden gelmek olası değildir.

Bu, Türkiye’de yaşayan geniş kitlelerin toplumsal muhalefet enerjisinin önemli bir bölümünün orada biriktiğini ve değişim arzusunun o kanaldan ifade edildiğini açıkça göstermektedir.

 

Eğer toplum, iktidar değişikliği için mücadeleyi o zeminde örgütleme eğilimi gösteriyorsa, buna sırtını dönmek devrimcilik değil; etkisizliktir.

Hiç kimsenin “Yedek gücü” olmak zorunda değilsiniz. Tam tersine, yapılması gereken o muhalefetin önüne geçmek, onu daha ileri bir hatta taşımak ve yön verebilmektir.

Bu gerçeği kavrayamamak ise siyaseten geri kalmışlığın açık bir göstergesidir.

 

Bugün gereksinim duyulan şey, ne romantik bir sahiplenme ne de kör bir reddediliştir.

Ancak açık olan şudur: Emperyalist planlarla uyumlu hale gelen, halkın iradesini pazarlık masalarına indirgeyen, kendi içinde demokratik olmayan bir siyasal çizgiden devrimcilik de yurtseverlikte çıkmaz.

Çıksa çıksa oligarşi küresel sermaye ile işbirlikçilik çıkar.

 

Gerçek devrimcilik;

emperyalizme ve oligarşik diktatörlere karşı açık bir duruş almayı,

halkların eşitliğini koşulsuz savunmayı,

emek mücadelesini merkeze koymayı

ve hiçbir pazarlığın parçası olmamayı gerektirir.

 

Bunun dışında kalan her yaklaşım, ne kadar süslü kavramlarla ifade edilirse edilsin, teslimiyetin farklı biçimlerinden başka bir şey değildir.

Yetmez Ama Evet’’çi döneklerin Günümüz Ardılları!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!