Burhanettin YILMAZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. “APO Yolunu Şaşırdı”: Reel Sosyalizmden ‘Demokratik İslamcılığa’ Savruluş

“APO Yolunu Şaşırdı”: Reel Sosyalizmden ‘Demokratik İslamcılığa’ Savruluş

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 2. Açılım Süreci kapsamında yaptığı açıklamalar, ideolojik çizgisinde köklü bir dönüşüm tartışmasını beraberinde getirdi. Geçmişte “reel sosyalizmi” benimsediğini ifade eden Öcalan’ın, son açıklamalarında “Demokratik İslamcılık” vurgusu yapması ve yurttaşlık tanımını etnik ve dinsel referanslarla ele alması dikkat çekti.

Advert
featured
service
1
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 2. Açılım Süreci kapsamında yaptığı açıklamalar, ideolojik çizgisinde köklü bir dönüşüm tartışmasını beraberinde getirdi. Geçmişte “reel sosyalizmi” benimsediğini ifade eden Öcalan’ın, son açıklamalarında “Demokratik İslamcılık” vurgusu yapması ve yurttaşlık tanımını etnik ve dinsel referanslarla ele alması dikkat çekti. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki laik ve eşit yurttaşlık anlayışıyla çelişen bu yaklaşım, siyasal zeminde yeni bir tartışma başlattı.

TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun kabul edilmesinin ardından, 2. Açılım Süreci’nde gözler olası yasal düzenlemelere çevrildi. Raporda, silah bırakmanın doğrulanmasının ardından “özel ve geçici” yasal düzenlemeler yapılabileceği belirtilirken; anayasa ya da yurttaşlık tanımına dair doğrudan bir öneri yer almadı.

Ancak Abdullah Öcalan’ın 18 ve 27 Şubat tarihli açıklamaları, tartışmanın yönünü değiştirdi. Öcalan, “özgür yurttaşlık” kavramını öne çıkararak din, milliyet ve düşünce ekseninde kimliklerin anayasal güvence altına alınması gerektiğini savundu. Yurttaşlık bağını yalnızca devlete bağlılık üzerinden değil; bireyin etnik ve dinsel aidiyetini özgürce ifade edebilmesi üzerinden tanımladı.

Bu yaklaşım, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 66. maddesinde yer alan yurttaşlık tanımıyla farklı bir zeminde duruyor. Anayasaya göre yurttaşlık; etnik ya da dinsel referanslardan bağımsız, devletle kurulan hukuki bağ temelinde tanımlanıyor. 10. madde eşitlik ilkesini, 24. madde ise din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alıyor.

Öcalan’ın sürece ilişkin ideolojik konumlanışı yalnızca yurttaşlık tartışmasıyla sınırlı değil. 25 Aralık 2025’te Diyarbakır’da düzenlenen bir kongreye gönderdiği mektupta “Demokratik İslamcılık” kavramını kullanması ve İslam’ı toplumsal dönüşümün referanslarından biri olarak sunması, geçmişteki Marksist-Leninist söylemle ciddi bir kopuş olarak yorumlandı.

Daha önce reel sosyalizmi terk ettiğini ve İslam’a yakınlaştığını ifade eden Öcalan’ın bu çizgisi, sosyalizm iddiasıyla yola çıkan bir hareketin ideolojik pusulasını kaybettiği eleştirilerini beraberinde getirdi. Sosyalist bir programdan dinsel referanslı bir siyasal dile yöneliş, hem destekçileri hem de eleştirmenleri açısından yeni bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.

APO Yolunu Şaşırdı

Bir dönem sınıfsal mücadele, anti-emperyalizm ve sosyalist devrim söylemiyle siyaset sahnesine çıkan bir hareketin, bugün dini referanslarla “demokratik İslamcılık” tanımı yapması tarihsel bir savruluş değil midir?

Sosyalizm; laikliği, sınıf temelli eşitliği ve üretim ilişkilerinin dönüşümünü esas alır. Din ise bireysel inanç alanında özgürlük meselesidir. Sosyalist iddiayla yola çıkıp, siyasal programı dinsel kimlik üzerinden yeniden kurmaya yönelmek; ideolojik tutarlılık açısından ciddi bir kırılmadır.

Öcalan’ın “özgür yurttaşlık” vurgusu ilk bakışta demokratik bir çerçeve gibi görünse de, yurttaşlığı etnik ve dinsel referanslar üzerinden tanımlamak; cumhuriyetin laik ve eşitlikçi hukuk zemininden uzaklaşma riskini barındırır. Türkiye’de yurttaşlık zaten din ve mezhep farkı gözetmeksizin hukuki eşitlik temelinde tanımlanmıştır. Sorun, bu ilkenin uygulanmasındaki eksikliklerdir; ilkenin kendisi değil.

Sosyalizm vaadiyle yola çıkan bir liderin, bugün “ümmet” referanslı tarih okumaları yapması ve İslamcılık zemininde siyasal söylem kurması; hedefin, yolun ve pusulanın kaybedildiğini düşündürmektedir. İdeolojik yön kaybı, yalnızca bir hareketin değil; o hareketin etkilediği toplumsal kesimlerin de siyasal hattını belirsizleştirir.

 

 

EDİTÖR NOTU:
Türkiye’de yurttaşlık, laiklik ve anayasal eşitlik tartışmaları; yalnızca kimlik meselesi değil, aynı zamanda demokrasi ve hukuk devleti meselesidir. Siyasal aktörlerin ideolojik savruluşları, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme riski taşır. Eşit yurttaşlık ilkesi; etnik ya da dinsel referanslarla değil, hukuk önünde eşitlik ve laiklik temelinde güçlenir. Gerçek demokratikleşme, kimlikler üzerinden yeni ayrımlar üretmekle değil; emeğin, özgürlüğün ve hukukun ortak zeminini genişletmekle mümkündür.

“APO Yolunu Şaşırdı”: Reel Sosyalizmden ‘Demokratik İslamcılığa’ Savruluş
+ - 1
Advert

Bir Cevap Yaz Atilla yüceak İptal

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

1 Yorum

  1. 1 Mart 2026, 16:14

    Öcalan’ın yeni sürec kapsamında yaptığı son açıklamalar, yalnızca taktik bir değişim değil;
    İdeolojik bir savrulmanın ve yeni yön arayışının işareti olarak okunmalıdır.

    Geçmişte “Reel sosyalizm” vurgusuyla şekillenen bir çizginin,
    bugün “Demokratik İslamcılık” kavramına yaslanması elbette tartışmaya açıktır.

    Bu değişim, doğal olarak tutarlılık sorularını da beraberinde getirmektedir..
    Sosyalizm;
    Laikliği, sınıf eksenli eşitliği ve üretim ilişkilerinin dönüşümünü esas alır.
    Din ise bireyin inanç alanında özgürce yaşaması gereken bir değerdir.
    Bu açıdan bakıldığında, sosyalist referanslarla yola çıkan bir hareketin siyasal programını dinsel göndermeler üzerinden yeniden tanımlaması, ideolojik bir kırılma ve sapma olarak değerlendirilebilir ki bir diğer adı sistemle bütünleşmektir.

    Ancak Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal gerçekliği de göz ardı edilmemelidir. Bu topraklarda din, yalnızca bireysel bir inanç alanı değil; aynı zamanda güçlü bir sosyolojik olgudur.
    Siyasal aktörlerin bu gerçeği dikkate alması, her zaman “Savurma” anlamına gelmeyebilir;
    Kimi zaman toplumsal karşılık arayışının bir yansıması olarak da okunabilir.
    Asıl sorun, vatandaşlık tanımının hangi zeminde kurulduğudur.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve eşit yurttaşlık ilkesi,
    anayasal çerçevede zaten mevcuttur. Sorun, bu ilkenin eksiksiz ve adil biçimde yaşama geçirilmesidir.

    Etnik ya da dinsel referansları merkeze alan her yaklaşım ise,
    ister sağdan ister soldan gelsin,
    ortak hukuk zeminini zayıflatma riskini taşır.
    Dolayısıyla tartışma kişilere indirgenmemeli;
    İlkesel bir zeminde yürütülmelidir. İdeolojik dönüşümler olabilir, ancak pusula;
    Laiklik, eşit vatandaşlık ve demokratik hukuk devleti ilkeleri olmalıdır.

    Toplumsal barış da ancak bu ortak zeminde kalıcı hale gelebilir sevgili öğretmenim

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin