Burhanettin YILMAZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Borçla Yaşayan Halk, Faizle Büyüyen Bankalar: Bu Düzen Kimin Düzeni?

Borçla Yaşayan Halk, Faizle Büyüyen Bankalar: Bu Düzen Kimin Düzeni?

Türkiye’de ekonomi artık rakamlarla değil, milyonlarca insanın hayatıyla konuşuyor. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in açıkladığı veriler, bir ekonomik istatistik değil; bir toplumsal krizin fotoğrafıdır.

Advert
featured
service
1
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

Türkiye’de ekonomi artık rakamlarla değil, milyonlarca insanın hayatıyla konuşuyor. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in açıkladığı veriler, bir ekonomik istatistik değil; bir toplumsal krizin fotoğrafıdır.

Bugün vatandaşın bankalara olan toplam borcu 6 trilyon 315 milyar lirayı aşmış durumda. Daha yılın ilk bir buçuk ayında borç 242 milyar lira artmış. Bu artış sıradan bir finans hareketi değil; emeğiyle geçinemeyen insanların kredi kartına, ihtiyaç kredisine, taksite mahkûm edilmesidir.

Türkiye’de artık milyonlarca insan maaşıyla değil, borçla ayakta duruyor.

Vatandaş Faize Çalışıyor

2025 yılında yurttaşların bankalara ödediği toplam faiz 1 trilyon 222 milyar liraya ulaştı. Bir yılda faiz ödemesi yüzde 42 arttı. Aynı dönemde bankaların kârı 940 milyar liraya yaklaştı.

Bu tablo açık bir gerçeği ortaya koyuyor:
Üreten değil, finans kazanan bir sistem kurulmuş durumda.

Emekçi krediyle yaşıyor, bankalar faizle büyüyor.
Asgari ücretli borç kapatmak için yeni borç alıyor, banka ise “rekor kâr” açıklıyor.

Bu, piyasanın doğal sonucu değil; tercih edilmiş bir ekonomi modelidir.
Yüksek faiz – düşük ücret – yüksek borç sarmalı.

43,6 Milyon Kişi Kredi Kullanıyor

Bireysel kredi kullanan kişi sayısı 43,6 milyona çıkmış. Ortalama kredi bakiyesi 136 bin lira. Bu, neredeyse her hanenin sırtında ciddi bir borç yükü olduğu anlamına geliyor.

Daha çarpıcısı:
4,2 milyon kişi takibe düşmüş.
İcra dairelerindeki dosya sayısı 24,3 milyonu geçmiş.
Her dakika 21 yeni icra dosyası açılıyor.

Bu dosyaların her biri bir aile demek.
Bir esnaf, bir işçi, bir emekli demek.

Ekonomi yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir. Ekonomi, insan hayatıdır. Eğer insanlar evini, arabasını kaybetme noktasına gelmişse; o ülkede sorun enflasyon değil, sistem sorunudur.

Sorun Sadece Faiz Değil, Tercih Edilen Modeldir

İktidar yıllardır “büyüme”, “yatırım”, “mega proje” söylemiyle kamu kaynaklarını belirli şirketlere aktardı. Köprüler, otoyollar, havalimanları kamu-özel işbirliği adı altında uzun yıllar boyunca belirli konsorsiyumlara devredildi. Geçiş garantileri, döviz garantileri, kamu bütçesinden yapılan ödemeler…

Şimdi köprüleri yabancı bir kartele 25 yıllığına devretme tartışmaları gündeme geliyor. Oysa burada sorulması gereken temel soru şu:

Neden bu varlıklar birkaç şirkete devrediliyor?
Neden bu gelirler halka ait olmuyor?

Eğer gerçekten kaynak aranıyorsa, köprülerin, otoyolların, limanların gelirleri on binlerce hatta yüz binlerce yurttaşa 25 yıllık halk hisseleri olarak satılabilir. Gelirler yıl sonunda hisse oranında dağıtılabilir. Böylece kamu varlığı bir yabancı fonun değil, doğrudan yurttaşın olur.

Bu yaklaşım, özelleştirme değil; kamunun demokratikleştirilmesidir.

Ama mevcut model farklı işliyor:
Risk kamuda, kâr özel sektörde.

Borç Ekonomisi Sürdürülebilir Değildir

6,3 trilyon liralık bireysel borç, 1,2 trilyon liralık faiz ödemesi, 24 milyon icra dosyası… Bu tablo sadece ekonomik değil, sosyal bir alarmdır.

Gelir artmadan, üretim güçlenmeden, sanayi ve tarım yeniden ayağa kaldırılmadan, adil vergi sistemi kurulmadan bu borç sarmalı kırılmaz.

Bugün Türkiye’de dolaylı vergilerle halktan toplanan para, faiz ve garanti ödemeleriyle finans çevrelerine aktarılıyor. Bu düzen sürdürülebilir değildir.

Kamucu bir ekonomi anlayışı şunları gerektirir:

  • Stratejik altyapıların kamu mülkiyetinde kalması
  • Kamu yatırımlarının üretime yönelmesi
  • Faiz ve rant yerine emek ve üretim merkezli kalkınma
  • Adil vergi sistemi (az kazanan az, çok kazanan çok öder)
  • Bankacılık sisteminin reel sektörü ve yurttaşı destekleyen bir yapıya dönüşmesi

Bu Tablo Yönetenleri Düşündürmelidir

Bir ülkede bankalar rekor kâr açıklarken milyonlar icra tehdidi altındaysa, orada “istikrar” değil; gelir adaletsizliği vardır.

Ekonomi; birkaç holdingin bilançosuyla değil, halkın sofrasıyla ölçülür.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı;
Borçla büyüyen değil, üretimle güçlenen,
Faizle değil emekle kazanan,
Özelleştirmeyle değil kamuculukla kalkınan
bir düzendir.

Çünkü mesele yalnızca 1,2 trilyon liralık faiz değildir.
Mesele, bu ülkenin kaynaklarının kim için kullanıldığıdır.

Ve bu soru artık ertelenemez.

Borçla Yaşayan Halk, Faizle Büyüyen Bankalar: Bu Düzen Kimin Düzeni?
+ - 1
Advert

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

1 Yorum

  1. 22 Şubat 2026, 12:49

    Sn Yilmaz; Yazinizi dikkatlice okudum. Emeginize saglik. Ulkemizin 25 YILDIR 《 En dogrusunu ben yaparim ilkesiyle 》 yonetilmesinin SONUCU 6,3 trilyon liralık bireysel borç, 1,2 trilyon liralık faiz ödemesi, 24 milyon icra dosyasıdır.
    Bu tablo sadece ekonomik değil, sosyal bir alarmdır. Çünkü iş olmadığı için ücret de olmaz , borç da ödenemez

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin