Türkiye’de milyonlarca sürücüyü ilgilendiren yeni ehliyet düzenlemesi kamuoyunda tartışma yarattı. Düzenlemeye göre 65 yaş üstü yurttaşlar üç yılda bir, 80 yaşını aşanlar ise iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek ehliyetlerini yenilemek zorunda kalacak. Gerekçe hazır: “İleri yaşla birlikte oluşabilecek sağlık riskleri ve trafik güvenliği…”
Kağıt üzerinde bakıldığında kulağa mantıklı geliyor. Çünkü trafik; dikkat, refleks, fiziksel yeterlilik ve zihinsel berraklık gerektiriyor. Devlet de “toplum güvenliği” adına denetim uyguladığını söylüyor.
Ancak burada toplumun aklına takılan çok önemli bir soru var:
Madem belli bir yaştan sonra insanların refleksleri, karar verme becerileri ve sağlık durumları sorgulanıyor; o halde neden aynı hassasiyet ülke yönetiminde gösterilmiyor?
Bugün Türkiye’de 65, 70, hatta 80 yaşını geçmiş siyasetçiler; milyonların kaderini belirleyen kararların altında imza atıyor. Ekonomiden dış politikaya, eğitimden güvenliğe kadar ülkenin geleceğini yöneten kadroların önemli bir bölümü ileri yaş grubunda bulunuyor. Direksiyon başındaki vatandaşa “Sağlık raporu getir” diyen sistem, devletin direksiyonundakilere neden aynı ölçütleri uygulamıyor?
Bu çelişki toplumda giderek daha fazla sorgulanıyor.
Çünkü mesele yalnızca yaş değil; mesele eşitlik ve tutarlılık meselesidir.
Eğer devlet gerçekten “yaş ilerledikçe karar alma, dikkat ve fiziksel yeterlilik etkilenebilir” diyorsa, bu ilkenin sadece sıradan yurttaşa uygulanması adalet duygusunu zedeliyor. Bir vatandaş otomobil kullanırken risk oluşturabilir diye sürekli denetleniyorsa, milyonların yaşamını etkileyen siyasi kararları alan kişiler için neden benzer etik ve sağlık kriterleri konuşulmuyor?
Üstelik siyasette alınan yanlış kararların bedeli, bir trafik kazasından çok daha büyük sonuçlar doğurabiliyor. Yanlış ekonomi politikaları milyonları yoksullaştırıyor, yanlış eğitim politikaları nesilleri etkiliyor, yanlış dış politika kararları ülkenin geleceğini riske atabiliyor.
O zaman toplum şu soruyu sormakta haklı değil mi?
“Ehliyet için sağlık raporu isteniyorsa, ülke yönetimi için neden hiçbir yeterlilik ölçütü yok?”
Elbette burada mesele yaşlı insanları küçümsemek değildir. Çünkü yaş almak tek başına yetersizlik anlamına gelmez. Nice deneyimli, birikimli insanlar vardır ki gençlerden daha sağlıklı düşünebilir. Ancak devlet bir konuda yaş faktörünü resmi kriter haline getiriyorsa, aynı mantığın başka alanlarda neden uygulanmadığını açıklamak zorundadır.
Toplumun rahatsız olduğu nokta tam da budur:
Kuralların vatandaşa başka, yönetenlere başka uygulanması…
Bugün emekliye, işçiye, memura sürekli fedakârlık çağrısı yapanlar; konu kendi makamları olduğunda hiçbir sınır, denetim veya kısıtlama istemiyor. Siyasette ne dönem sınırı var ne yaş sınırı ne de düzenli kamu sağlığı denetimi…
Ama sıra vatandaşa geldiğinde yeni harçlar, yeni raporlar, yeni zorunluluklar devreye giriyor.
Bu nedenle birçok yurttaş, ehliyet düzenlemesini yalnızca “trafik güvenliği” olarak görmüyor. Aynı zamanda ekonomik yük oluşturan yeni bir bürokratik süreç olarak değerlendiriyor. Çünkü her sağlık raporu, her belge yenileme süreci; vatandaşın cebinden çıkan yeni masraflar anlamına geliyor.
Boşalan bütçeye yeni gelir kapıları aranırken, denetimin adresi yine halk oluyor.
Demokrasilerde asıl olan; halktan istenen kuralların yönetenler için de geçerli olmasıdır. Eğer toplum güvenliği, sağlık yeterliliği ve yaş kriteri gerçekten önemliyse; bu tartışma yalnızca ehliyetle sınırlı kalmamalıdır.
Çünkü bir otomobilin direksiyonu en fazla birkaç kişinin hayatını etkiler…
Ama devletin direksiyonunda oturanlar, koskoca bir ülkenin kaderini belirler.



