Advert
Oktay EROL
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Umudu yasaklamak ya da alandaki CHP

Umudu yasaklamak ya da alandaki CHP

Osman Kavala, Türkiye’nin son yıllardaki en çok tartışılan, uluslararası kamuoyunun merceğinden düşmeyen isimlerden biri. İş insanı kimliğinin ötesinde; Anadolu Kültür Vakfı üzerinden yürüttüğü kültürel diyalog çalışmalarıyla sivil toplum projeleriyle tanınan Kavala, sekiz yılı aşkın süredir Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

 

Osman Kavala, Türkiye’nin son yıllardaki en çok tartışılan, uluslararası kamuoyunun merceğinden düşmeyen isimlerden biri. İş insanı kimliğinin ötesinde; Anadolu Kültür Vakfı üzerinden yürüttüğü kültürel diyalog çalışmalarıyla sivil toplum projeleriyle tanınan Kavala, sekiz yılı aşkın süredir Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Peki, bir dönemin “Kızıl Milyarderi” olarak anılan ancak yaşamını toplumsal barışa adadığını söyleyen Kavala’yı bu denli büyük bir hukuksal/ siyasal krizin merkezine iten neydi?
2017 yılında gözaltına alınmasıyla başlayan süreçte Kavala; Gezi Parkı eylemlerini organize/ finanse etmekten, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilişkilendirilen casusluk iddialarına dek ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Gezi davasından ağırlaştırılmış yaşam boyu hapis cezasına çarptırılması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “kural bozma” kararlarına karşın tutukluluk sürecinin son bulmaması, sorunu hukuksal bir olgu olmaktan çıkarıp Türkiye ile Batı arasındaki demokratik standartlar krizine dönüştürdü.
***
Bugünlerde Almanya’dan gelen “2025 Özgürlük Ödülü”, Kavala’nın yaşamında neleri değiştirecek bilinmez! İnsan hakları savunuculuğu ile barışçıl çalışmaları nedeniyle veriliyordu bu ödül; adalet, özgürlük arayışının sınırlar ötesindeki yansıması olarak değerlendiriliyordu. Eşi Ayşe Buğra’yı ödül alması için çağırdıklarında hangi duygular içindeydi bilinmez, ancak konuştukları içinden çıkılacak bir labirent değildi! Yedi yıldır beklemek, her görüşmede/ her duruşmada umutlanmak, ama açıklanan sonuçla da karabasana bürünen bir dünya… Konuşmasının bir tümcesi şöyle: “Ben umutlu olmayı kendime yasak ettim; çünkü umutlandıktan sonra gelen hayal kırıklığı çok zor oluyor…”
Kavala’nın, ödülü alırken kurduğu tümce bir boyun eğme miydi, yoksa tanık olduğu gelişmelerin ne denli ağır bir kırılgan bir yük taşıttığının kanıtı mıydı yoksa? Kırgınlığın yarası hep daha çok canı acıtır, umudun sıcaklığından daha yakıcı da olabilir. Bu ödül, bir yandan ulusüstü alanda Türkiye’ye yönelik bir ileti taşırken, öte yandan kişisel bir acının en yalın durumunu, sözümona umut etmenin bile zorlaştığı bir yaşamı toplumun belleğine yeniden kör bıçakla kazıyordu sanki… Belki de bu yüzden, bu ödül en çok Kavala’nın o sarsılmaz, dik duruşuna yakışıyordu; kim bilir?
***
İnsanın gelecek için beklentiye kapılmasında, umutlanmasında, bugünden güzel yaşam istemesinde sınır olmalı mı? Öyle olsaydı, “hayaller” kurmak yasak, düşünmek yasak, ütopyaya kapılmak yasak olsaydı taş devrini aşabilir miydi İnsan acaba? “Umutlu olmayı kendime yasakladım” demeyi bunlardan ayıran hiçbir özellik yok! Beklentiler sürekli boşa çıkıyorsa, umut artık bir acı kaynağına dönüşmüşse, her keresinde yinelenen gerekçelerle özgürlükler çiğneniyorsa…
Bu noktada kendine “umudu yasaklamak”, tanık olunacak acılara karşı koruma refleksi mi oluyor acaba? Kim bilir! Adaletin, eşitliğin, özgürlüğün sürekli ertelendiği bir düzende birey, kendi çabasıyla değil sistemin istenciyle belirlenen yaşamında umut yerine dayatılan “beklemeyi” ya da “katlanmayı” seçebiliyor demek ki… Toplumun geniş katmanları aynı hayal kırıklığını yaşadığında, bireysel umut da toplumsal bir yük durumuna geliyor demek ki…
***
Hangi birini sayalım bilmiyorum… Emeklinin içinde bulunduğu çıkmazı mı, çalışanın alım gücünün her gün yeniden bozulmasını mı, “düşünecek yerlerin ağrımasını” mı, eşlerin “umudu kendine yasaklamasını” mı? Hangi birini ele alsanız, aklınıza gelmeyecek yalanlı/ algılı gerekçelerle karşılaşıyorsunuz! O da yetmiyor, onca bozulan yaşamlara karşın dirlik/ düzen/ erinç/ gönenç/ güç konulu açıklamaların önünü alamıyorsunuz! Acıyı yaşayanın, umudu/ hayali/ geleceği kararanın bedeli nasıl alınacak?
Sonuç olarak, bir insanın “umudu kendine yasaklaması”, o kişinin güçsüzlüğünü değil, içine itildiği düzenin acımasızlığını belgeler. Politika yapıcıların, yargıçların ya da sistemi ellerinde tutanların; bir yurttaşın yarın düşlerini elinden alma, onu hayal kırıklığıyla sınama hakkı yoktur, olmamalıdır. Eğer bir ülkede adalet, ulaşılamayan bir ütopyaya dönüşmüşse; orada suçlu olan umudunu yitiren değil, o umudu bir kırıntı yapanlardır. Bugünlerde sokakta halkla buluşmaları sürdüren CHP’nin işi kolay olmasa da zoru aşmalı; çünkü toplumun yasaklanan umutlarını yeniden örgütleyecek siyasal istenç, güvenle kurulabilir… 060526

Umudu yasaklamak ya da alandaki CHP
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!